soru: yalom’un aşkın celladı kitabında aynı ortamda bile bulunsak olayları nasıl başka taraflardan yorumlayabildiğimize dair bir anlatı vardı. hatırladığım kadarıyla bir klinikte 3 kişinin bulunduğu bir andı. bunlardan biri hasta ikisinin psikolog/psiyatr olması gerek. her birinin iki olarak birbiriyle farklı öngeçmişleri olduğu için, o klinikte geçen anı hepsi farklı farklı anlıyor ve yorumluyordu. yalom da bunları tek tek açıklayıp aslında %100 anlamanın ve anlaşmanın mümkünsüzlüğünden bahsediyordu. sana kitabı atıyorum. bu kısmı da bağlamıyla birlikte 3’lünün bakış açılarını dahil ederek anlatır mısın?
aşkın celladı – irvin d. yalom – mike, marie ve yalom kısmı
yalom burada, bir terapi seansına üç farklı kişinin (marie, mike ve kendisi) tanıklığını anlatıyor. hepsi aynı saati yaşamış olsa da her birinin deneyimi tamamen farklı:
bu sahnede, marie adlı bir kadın danışanın bir konsültasyon seansında yaptığı iki küçük tebessüm, odadaki üç kişi tarafından üç farklı şekilde yorumlanır: mike (hipnoterapist), yalom (gözlemci terapist) ve marie (hasta).
birinci tebessüm:
mike, marie’ye çene cerrahı dr. z. ile ağrıları hakkında daha fazla konuşmasını önerir. marie bu sözlerin ardından hafifçe gülümser.
mike’ın yorumu:
bu tebessümü, söylediklerinin anlaşıldığına ve marie tarafından onaylandığına dair bir işaret olarak algılar. ona göre, bu bir terapötik bağ ve başarı anıdır.
yalom’un yorumu:
yalom, marie’nin geçmişini bildiği için bu gülümsemeyi alaycı ve müstehzi bir tepki olarak görür. marie’nin dr. z. ile karmaşık ve istismara dayalı bir geçmişi vardır: üniversite yıllarından beri onu takip eden, tacizde bulunan ve hatta cerrahi süreci istismarla harmanlayan bir geçmiş. yalom’a göre marie’nin tebessümü, “dr. z ile konuşmak mı? elbette konuşurum, iyileştikten ve davayı kazandıktan sonra onu her yerde rezil ederim!” tarzı öfke ve ironi yüklü bir iç sesin dışavurumudur.
marie’nin açıklaması:
yalom, seans sonrası marie’ye tebessümünü sorduğunda marie şunları açıklar:
o an, dr. c. (mike) hakkında kafasında soru işaretleri belirir. ondan hoşlandığını fark eder ve yalom’un ona mike ile ilgili bir şey anlatıp anlatmadığını merak eder. hoşlandığı bir erkeğin karşısında, utanç ve mahcubiyet karışımı bir duygu hisseder. bu duygu, yüzünde beliren o gülümsemeyle dışa vurulur. asıl niyeti, konuyu geçiştirerek mike’ın sorularından kaçınmaktır:
“lütfen, dr. c., başka bir konuya geçin. umarım aramızda olanları bilmiyorsunuzdur.”
i̇kinci tebessüm:
mike, marie’ye “köpeğinize zehirli mama yedirir miydiniz?” diye sorar. bu soru da marie’nin tebessüm etmesine neden olur.
mike yine bunu bir bağ kurma anı olarak görür. ona göre, marie mesajı almıştır ve kendisine katıldığını göstermektedir.
yalom ise bu tebessümde yine bir kinaye olduğunu düşünür. marie’nin “elbet öldürmezdim… ama biraz kocayıp keyfimi bozduğu zaman, neden olmasın?” tarzı içsel bir mizahla gülümsediğini varsayar.
fakat marie yine bambaşka bir açıklama yapar:
bu gülümseme, mike’ın köpek örneğini kullanmasının kendisini rahatsız hissettirmesinden kaynaklanır. çünkü mike, marie’nin köpeği elmer’ı tanımıyordur. marie için bu hem özel bir hatıradır hem de kendini ifade edemediği bir alandır. ayrıca bu tebessüm, mike’a değil, yalom’a olan minnetini gizli bir şekilde ifade etme çabasıdır. ona göre yalom olmasaydı bu süreci başaramazdı, ama teşekkür etmeyi hiç beceremediği için bu duygu tebessümle dışa vurulmuştur.
yalom bu durumu şöyle açıklar:
“bu seans üç kanatlı bir tablo gibiydi. her bir panel –marie’nin, mike’ın ve benimki– kendi yaratıcısının perspektifini, kaygılarını ve duygusal derinliklerini yansıtıyordu.”
i̇şte bu noktada yalom şu temel gerçeği vurgular:
bir başkasını tam anlamıyla anlamak mümkün değildir.
ne kadar dikkatle dinlersek dinleyelim, ne kadar empati kurarsak kuralım, karşıdaki kişinin içsel dünyasına ancak sınırlı ölçüde erişebiliriz. çünkü her birey, geçmişinden, ilişkilerinden, değerlerinden ve korkularından süzülerek gelen çok katmanlı bir “filtre”yle yaşar olayları. ve bu filtre, başkalarınınkinden her zaman farklıdır.
bu anlatı sadece terapötik ilişkilere değil, tüm insan ilişkilerine ışık tutar. yalom, bir diğer insanı anlamanın sınırlarını kabul etmenin, aslında onunla daha sağlıklı ve dürüst bir ilişki kurmanın ilk adımı olduğunu savunur.
sevdiğimiz biriyle konuşurken, bir tartışmanın ortasındayken ya da bir arkadaşımıza dert anlatırken hissettiğimiz o “neden beni tam anlamıyor?” duygusu da bu farktan doğar. karşımızdaki kişi ne kadar yakın olursa olsun, onun zihninin içinde bizimkine birebir denk düşen bir anlam haritası yoktur. yalom’un bu sahnesi, işte tam da bu anlaşılmazlık uçurumuna dokunur.
sonuç olarak yalom, bu üçlü seans aracılığıyla şunu anlatır:
herkes kendi iç dünyasında yaşar olayları. aynı ortamda, aynı kelimelerle bile olsa… ve bu da hem insanın yalnızlığını hem de ilişkilerin karmaşık doğasını gösterir.
yazarken merak ettiğim kısımları chat’e toparlattığım, sonradan kolayca okumak istediğim kısımları 1996 yılına ekliyorum. sitedeki yeşilli metinlerin tümü ai üretimi.