
11. yüzyıl, ingilitere. rob’un annesi öldü. kilisenin ve din adamlarının, hastalara dua dışında gelen alternatif çözümlere hoşgörüsü yok. rob köyüne gelen berber isimli seyyar şifacının peşine takıldı.
tanı, teşhis, tedavi yok. kıyafetler yetersiz, barınma kötü, beslenme hak getire. empati yaparken her an ertesi günü çıkaramama fikri hasıl oluyo.

londra’daki yahudi’lerle görüştüler. yahudiler berber’in kataraktını tedavi etti. onların sağlık ve tedavi yöntemleri biraz daha iyi. çünkü aralarından biri isfahan’da ibni sina’dan eğitim almış.

rob ibni sina’nın lokasyonunu öğrendi. doğu’ya doğru seyahatte.

mısır’a vardı. islam toprakların’da hristiyanlara geçiş yok diye yahudi kılığına girdi. benjamin oğlu jesse oldu.

ibni sina’nın öğrencisi oldu. veba ile mücadele ettilet. araya aşk soktular. anatomi soktular. ölü bedeninden iç organları ve gövdenin içinde ne olduğunu incelediği için büyü yapıyor diye hem rob’u hem ibni sina’yı ölüme mahkum ettiler. kurtuldular. selçuklular bölgeyi fethetti. ibni sina intihar etti. rob da ülkesine hekimlik yapmaya döndü, aşkına kavuştu.
benim tetiklendiğim nokta tedavinin ve korunmanın bu nedenli zayıf olduğu dönemlerde yaşasaydım empatisinin korkutucuğu. fakat bu cümleyi kurarken aklıma 500 sene sonra yaşacak insanların tedavi edilme ve tanı konma şeklinin bugünün ne denli ötesinde olacağını düşündüm. sonra benim hayatımda yaşadığım sağlık problemlerinin ilkelliğinin de o devir için ne kadar yadırganıcı olacağı aklıma geldi.