parrhesia’yı ilişkilerde kırılganlık açısından ele almak

bu kavrama sosyolojik açıdan yaklaştığım oldu. psikolojik açıdan da yaklaşabileceğimi bugün düşündüm. doğruyu söyleme cesaretini, bir bedel ödeme ihtimalini göz önünde bulundurmak ve riske rağmen bu cesareti gösterebilmeyi parrhesia olarak ele alıyoruz. o halde, doğruyu söyleme cesaretini incinebilme ihtimaline rağmen alabilmek ve kendini açabilmek de bu kavramın bir parçasında yer alır.


Psikolojik parrhesia‘yı ele aldığımızda, o klasik sosyolojik denklemin unsurları şu şekilde boyut değiştiriyor:

  • Otoritenin/Tiranın Yerini Alan Şey: Karşıdakinin bizi yargılama, reddetme, terk etme veya sevmekten vazgeçme ihtimali.

  • Ödenecek Bedel (Risk): Sürgün, sansür veya fiziksel bir ceza değil; incinmek, yara almak, hayal kırıklığına uğramak ve savunmasız kalmak.

  • Doğruyu Söyleme (Hakikat): Sadece toplumsal veya politik bir doğru değil; kişinin kendi içsel gerçekliği, duyguları, korkuları ve zayıflıkları. Maskesiz bir şekilde, tüm çıplaklığıyla kendini ortaya koyması.

Senin de çok net yakaladığın gibi, incinebilme ihtimalini göze alarak kendini açabilmek, modern insanın gösterebileceği en zorlu parrhesia örneklerinden biridir. Çünkü burada kişi sadece dışsal bir güce değil, kendi içsel korkularına ve karşısındakinin ona verebileceği duygusal hasar potansiyeline meydan okur. Karşıdaki kişiye “Sana içimi açıyorum ve gerçeğimi söylüyorum; bu bilgiyle beni incitebilirsin ama ben yine de bu riski alıyorum” demek, devasa bir cesaret eylemidir.


soru: sence bu psikolojik düzlemde, kişinin radikal bir dürüstlükle kendine karşı uyguladığı bir parrhesia (kendi içindeki zor gerçeklerle yüzleşme) ile bir başkasına kendini açması arasında, ödenmesi göze alınan bedel bakımından nasıl bir fark var?

kendi kendimizi anlamaya daha meyilliyiz. kendimizden utanma, kendimizden incinme birinin karşısında ya da biri tarafından yara almaktan çok daha kolay yönetilebilir, kontrol edilebilir ve iyileştirilebilir.

en ideali muhakemesine güvendiğin, vicdanını anlamlı bulduğun birinin karşısında kendini açmak. bu sayede risk alırsın ama bu risk almaya değer olur. hem kendinle ilgili bir şeyler öğrenirsin hem o ilişkinin zemini güçlenir hem de sağlıklı bir ötekine köklenirsin.

yüksek risk barındıran kötü ihtimal, karşıdakinin zayıf biri olması. seni görmekten imtina etmesi çünkü kendisini görmeye tahammül edememesi. narsisizmin özünde utançla ilişkili olduğunu söylüyorlar. bunu başta anlayamamıştım. fakat sonra derin düşündüğümde, hayatımda narsisistik semptomlar gösterdiğim dönemleri, ilişkileri incelediğimde gerçek duygularıma, gerçek fikirlerime, o anın gerçekliğine hazır olmadığım anlar olduğunu fark ettim. kapasitemin henüz yeterli olmadığı, benliğimin belli kısımlarını henüz inşa etmediğim, içimin o taraflarına henüz hiç bakmadığım zamanlarda o tepkileri vermişim. bu da utançla çok ilişkili aslında.

peki yüksek riskli olan ve kırılganlık içeren parrhesia’da bir anlam bulabilir miyiz? bence şöyle olabilir: eğer muhatabım çok ciddi utançlar barındıran ve narsisizmi büyük patolojik noktalardan asla kurtulmayacak biri değilse benim o açıklığı gösterebilmem ve ona bir noktada ayna olabilmem onun benden sonra ilişkileneceği insanlara olan tepkisinde bir nebze düzelmeye sebep olabilir.

ben insanların hayatlarındayken onları kritik noktalarda değiştirebileceğimize inanmıyorum. buraya sonradan bir parantez açmam gerekti. birbirini seven anlayan, aynı dili konuşabilen ve birbirine uyumlanmış iki kişi için yaşamın içinde karşılıklı değişim mümkün. fakat patolojik utanç taşıyan, savunma mekanizması yüksek birinin hayatında aktif bir şekilde yer alırken değişimin pek mümkünatı yok. o kendisi istediği sürece kendisinin istediği kadar değişebilir. fakat bu kişilerde sonlanmış bir hikayenin bir ders niteliğinin olduğunu ve değişime alan bırakabildiğini düşünüyorum.

ayrıca büyük hataları tolere etmemeyi, sınır çizebilmeyi, hayır diyebilmeyi toplumsal ahlakın inşası için bireyin sorumluluğunda görüyorum. kişisel olan politiktir. o zaman; bugün benim iş-arkadaşlık-romantik ilişkimde sorumluluğum sadece yanlış olanı yapmamak değil, aynı zamanda bana yapılan yanlışa da ses çıkarmak ve izin vermemek.

soru: bana yapılan yanlışa ses çıkarmak ve sınır çizmek bizim etik sorumluluğumuz ise; karşımızdakinin “henüz kapasitesinin yetmediği” o kırılganlık anlarında gösterdiği defoları tolere etmek (şefkat göstermek) ile bu defoların bize zarar vermesine “hayır” demek (sınır çizmek) arasındaki o ince dengeyi (altın ortayı) neye göre belirlemeliyiz?

güzel soru. düşüneyim.

 


“yüksek riskli parrhesia’da anlam bulabilir miyiz” sorusuna antitez: Açık olmayı karşındakine ayna olmak için çerçevelediğinde, kırılganlık artık tamamen senin için değil. Bir işlev üstleniyor ve bu işlev ne kadar iyi niyetli olursa olsun, kendini açmanın özgünlüğünü sessizce dönüştürür. “Benim bu açıklığım ona sonraki ilişkisinde katkı sağlayabilir” fikri bir teselli ya da anlam üretme olabilir ama eğer baştan motivasyona girerse, kırılganlık bir jest haline gelir.

Parrhesia’nın tam da bu noktada talep ettiği şey şu sanırım: söz yalnızca söyleyenin bütünlüğü için söylenir. Karşıdakinin ne yapacağı o bütünlüğün bir parçası değil.

söz söyleyenin bütünlüğü için mi söylenir? söyleyenin bütünlüğü neyi ifade eder? çok acıktım, tok karnına yine düşüneceğim. bu kısma başka bir yerden de benzer bir eleştiri aldım. yani ilişkilerde parrhesia ile kendini kırılgan bir zeminde açmanın sonucunu uzun vadede ötekinin hayatına bir ayna ve pozitif gelişim yönünde bakmak, kırılan öznenin acısını anlamlandırmak için yarattığı bir şey midir yoksa gerçekten felsefi bir duruş mudur diye. yanıtım şu oldu: anlam üretirken felsefi bir pozisyon alamaz mıyım? elbet alabilirim. hatta en hakikisi ve hayatın içinden çıkmışı da bu olmaz mı? varsayımsal fikirler ve düşünce deneylerinin ötesinde gerçek deneyimlerden çıkan felsefi poziyon olduğu için benim gözümde daha bi’ kıymetli.

nietzsche “tüm felsefe bir otobiyografidir” diyormuş. deneyimden çıkan felsefi pozisyonun gücü, onun buradan çıkmış olmasındaymış.

aynı yere gelen diğer eleştiriyi yanıtlayarak biraz bu sorunun sorduğu yerden de kaçmış gibi oldum soruyu tekrar okuyunca. “kendini açmanın özgünlüğünü sessizce dönüştürme” bu kısım düşündürttü.


Ek - 1 (bu geri bildirimden sonra metinde ilgili bölümde düzenleme yaptım.)
Yeterince entegre olmuş iki kişi için "tam o anda, tam o bakışın altında" dönüşüm mümkün. Belki iddia şu şekilde keskinleşebilir: patolojik utanç taşıyan biri için aktif ilişki değişime kapıyı kapatır; ama bu patoloji koşulunun genel bir insani önerme olarak genelleştirilmesi, biraz da kendi deneyiminin ağırlığını bütün ilişki formlarına yaymak olabilir.

Yaşamak için tam güvence beklemek onu öldürmek demek. Bu romantik bir tavsiye değil, pratik bir gözlem.


 

  1. Narsisizm-utanç ilişkisi (Brené Brown, June Price Tangney, ve patolojik narsisizm literatürü)
Categories: Pencere

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Çerez Politikası

Web sitemiz çerez kullanmaktadır. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz bundan memnun olduğunuzu varsayacağız.