Antik Çağ Felsefe Tarihi I

BİRİNCİ KISIM: Sahnenin Kurulması

Felsefe Tarihi: Bir İlerleme Hikayesi mi?

Çoğu disiplinin tarihi, bir “ilerleme” hikayesidir. Tıpta, penisilinin keşfi hummanın tedavisinden daha “ileridir”. Peki felsefede durum bu mu? Platon, Aristoteles’ten daha mı “geriydi”? Veya Herakleitos, Thales’ten daha mı “doğruyu” buldu?

Pek sayılmaz. Felsefe tarihi, biriken bir doğrudan çok, soruların derinleştiği bir diyaloglar tarihidir. Her filozof, bir öncekine cevap verir, onun açığını bulur veya onun temelini sarsar. Bu bir evrimden çok, bir genişlemedir. Diğer düşünce tarihleri (bilim, din, sanat) felsefeden bağımsız değildir; felsefe onların hepsiyle konuşur, onları sorgular ve onlardan beslenir.

Felsefenin Başlangıçları ve O “Eşsiz” An

Felsefe neden Mısır veya Mezopotamya’da değil de Yunan’da başladı? Bu, sınavların klasik sorularındandır.

Mısır ve Mezopotamya’da muazzam bir bilim vardı: takvim için astronomi, tarlaları ölçmek için geometri. Ama bu bilgi, pratik bir amaca hizmet ediyordu (vergi toplamak, Nil’in taşma zamanını bilmek). Kimse “Peki zaman nedir?” veya “Neden bir ‘şey’, ‘hiçbir şey’ yerine vardır?” diye sormuyordu.

Notlarında da belirttiğin gibi, Sokrates öncesi filozofların (Doğa Filozofları) ayırıcı özelliği, “nasıl” sorusunun yanına “nedir?” sorusunu eklemeleridir. Evrenin nasıl işlediğinden çok, evrenin ne olduğunu merak ettiler.

Yunan Felsefesi vs. Yunan Mitolojisi: Akıl, Mite Karşı

Felsefe, bir boşlukta doğmadı. Homeros ve Hesiodos’un dünyasında doğdu. Ders notlarında da (Resim 4) bu ikiliye değinmişsin:

  • Homeros: Aristokratik bir dünya görüşü sunar. Tanrılar insan gibidir; kıskanç, öfkeli, âşık. “Esas olan dünya bu dünyadır.”
  • Hesiodos: Halkın, çiftçinin perspektifini sunar. Onun Teogoni (Tanrıların doğuşu) eseri, bir düzene oturtma çabasıdır.

İşte felsefenin ilk devrimi burada başlar. Felsefeden önce, “evren nasıl oluştu?” sorusunun cevabı Teogoni idi (Resim 2’deki notun). Yani, “Zeus Kronos’u yendi, Kronos Uranos’u…” gibi tanrıların hikayesiydi.

Felsefe ise buna karşılık Kozmogoni (Evrenin doğuşu) ve Kozmoloji (Evren bilimi) sundu (Resim 2). Fırtınayı “Zeus’un öfkesi” ile değil, “havanın sıkışması” ile açıklamaya çalıştı. Bu, tanrıları reddetmek değil, açıklama biçimini değiştirmektir. Bu, aklın mite karşı ilk zaferidir.

Felsefenin Doğuş Koşulları: O “Özgür Ortam”

Peki, bu zihinsel devrim neden özellikle Milet’te (bugünkü Aydın civarı) başladı? Notların (Resim 1 ve 2) bu sorunun cevabını mükemmel özetliyor. Bu, bir “Neden”den çok, bir “Koşullar” meselesidir:

  1. Coğrafya ve Ekonomi: Milet, bir liman kentiydi. Zengin, refah seviyesi yüksek ve farklı kültürlerin (Mısır, Lidya, Fenike) buluşma noktasıydı. Farklı inançları ve açıklamaları görmek, kendi inançlarını da sorgulamana neden olur.
  2. Siyasal Düzen: Notlarındaki “Agora” (şehir meydanı, pazar yeri) ve “Tiranlık” vurguları çok önemli. Atina’daki gibi doğrudan demokrasi olmasa da, bu kentlerde klanların ve kralların gücü zayıflamıştı. “Tiranlık,” (Resim 2) aristokratlar ve halk arasındaki çatışmayı bir süreliğine dengeleyerek, farklı bir siyasi alan açtı. En önemlisi, Agora vardı. Agora, sadece ticaretin değil, fikirlerin de serbestçe tartışıldığı, “Neden?” diye sorabildiğin kamusal alandı. Felsefe, notlarında da dediğin gibi, “daha özgür ortamlarda ortaya çıkmaya başladı.”
  3. Yunan Dini: Mısır’ın aksine, Yunanistan’da katı bir rahip sınıfı ve dogma dayatan kutsal bir kitap (Veda veya İncil gibi) yoktu. Din, daha çok bir gelenek ve festival meselesiydi. Bu “inanç esnekliği”, alternatif açıklamalar sunan filozofların “kâfir” diye hemen yakılmamasını sağladı.

İşte tüm bu koşullar birleştiğinde, felsefe “amacı kendinde olan özgür bir etkinlik” (Resim 2’deki notun) olarak doğabildi. Bilgiyi, pratik bir fayda (zenginlik, iktidar) için değil, sadece bilmek için arayan insanlar ortaya çıktı.

Kaynaklar Sorunu: Bu İnsanlar Hakkında Neyi Biliyoruz?

Sokrates öncesi filozofların (Presokratikler) hiçbir kitabına tam olarak sahip değiliz. Onları, notlarında da (Resim 3) belirttiğin gibi “fragmanlar” sayesinde biliyoruz.

Peki bu fragmanlar nedir? Yüzyıllar sonra yaşayan Platon, Aristoteles veya diğer yazarların, kendi kitaplarında onlardan yaptığı alıntılardır. Bu devasa bir sorundur. Acaba Aristoteles, Thales’i alıntılarken onu doğru anladı mı, yoksa kendi felsefesine uydurmak için çarpıttı mı?

İşte burada, derste gördüğünüz o kritik isimler devreye giriyor:

  1. Diels-Kranz (Resim 3): Alman filologlar. 1900’lerin başında (notlarında 1910’lu diyor) bu dağınık fragmanları toplayıp bir standart getirdiler. Onların sistemi (A, B, C) bugün hala kullanılır:
    • A Fragmanları: Antik yazarların filozofun hayatı ve görüşleri hakkındaki yorumları (dedikodular, tanıklıklar).
    • B Fragmanları: Filozofun kendi sözleri olduğu düşünülen doğrudan alıntılar (en değerlileri bunlardır).
    • C Fragmanları: Taklitler, sahte metinler.
  2. Klasik Kaynaklar (Resim 1): Notlarında listelenen Zeller, Burnet, Gomperz, Cornford gibi isimler, bu fragmanları 19. ve 20. yüzyılda yorumlayarak ilk modern felsefe tarihi anlatılarını yazan “baba”lardır. Ahmet Arslan da (ve muhtemelen hocanız da) bu temel Alman ekolünden beslenir.
  3. Laks-Most (Resim 3): Diels-Kranz’ın güncellenmiş, daha modern bir versiyonudur.

Yani, Presokratik felsefe çalışmak, biraz arkeoloji yapmak gibidir; elimizde sadece sütun parçaları vardır ve biz tüm tapınağı hayal etmeye çalışırız.

İKİNCİ KISIM: Devlerin Sahneye Çıkışı

Şimdi, mitolojiden kozmolojiye (Resim 2’deki notun) geçen o ilk kahramanlarla tanışalım.

Milet Okulu: Maddenin Arkhe’si Nedir?

Bu üç filozof (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes) aynı soruyu sordu: “Her şeyin yapıldığı o ilk, temel ‘şey’ (Arkhe) nedir?”

  1. Thales
  • Hayatı: Efsanevi bir figür. Güneş tutulmasını tahmin ettiği, zeytin sıkma makinelerini kiralayarak zengin olduğu anlatılır. Felsefeyi “pratik fayda” için de kullanmıştır.
  • Öğretisi: “Arkhe Sudur” (Resim 4’teki notun).
  • Neden Su? Bu aptalca bir gözlem değil, dâhiyane bir soyutlamadır. Su; katı (buz), sıvı ve gaz (buhar) olabilen tek şeydir. Yaşamın kaynağıdır (tüm canlıların suya ihtiyacı vardır) ve dünya (Yunanlara göre) su üzerinde yüzmektedir. Thales, mitolojik bir cevap (Okeanos) yerine, gözlemlenebilir, doğal bir maddeyi (su) temel ilke yaptı. İşte bu, felsefedir.
  1. Anaksimandros
  • Öğretisi: Thales’in öğrencisi. Dedi ki: “Eğer her şey ‘su’ olsaydı, onun zıttı olan ‘ateş’ nasıl var olabilirdi? Su, ateşi söndürürdü.”
  • Arkhe, Apeiron‘dur: Bu yüzden arkhe, bizim bildiğimiz elementlerden biri olamaz. O, “sınırsız” ve “belirsiz” bir şey olmalıdır: Apeiron.
  • Bu, zihinsel bir devrimdir. Thales gözlemlenebilir bir maddeyi seçmişti; Anaksimandros ise kavramsal, soyut bir ilkeyi seçti. Felsefe, fizikten metafiziğe doğru ilk adımını attı.
  • “Varolma Suçtur…” (Arslan’ın başlığı): Ona atfedilen bir fragmana göre, varlıklar Apeiron‘dan ayrılarak “adaletsizlik” yaparlar ve zamanı gelince ona geri dönerek bu suçun cezasını “yok olarak” öderler. Bu, evrene ahlaki bir düzen atfeder.
  1. Anaksimenes
  • Öğretisi: Anaksimandros’un Apeiron‘u fazla soyuttu. Anaksimenes bir orta yol buldu: “Arkhe Havadır.”
  • Neden Hava? Çünkü hava, Apeiron gibi belirsiz ve her yeri kaplayan ama aynı zamanda su gibi gözlemlenebilir bir şeydir (nefes).
  • En büyük katkısı “mekanizma”dır: Her şey havadan, yoğunlaşma (sıkışma) ve seyrekleşme yoluyla oluşur.
    • Hava seyrekleşince -> Ateş olur.
    • Hava yoğunlaşınca -> Rüzgâr, bulut, su, toprak, taş olur.
  • Bu, felsefe tarihinde bir ilktir: Niteliksel farklılıkları (sıcak, soğuk, katı, yumuşak) niceliksel bir farka (yoğunluk) indirgemiştir. Bu, modern bilimin ta kendisidir.

Pythagoras ve Pythagoraçılık: Evrenin Şifresi

Milet’liler “madde”ye odaklanırken, bambaşka bir yerde, bambaşka bir cevap doğuyordu.

  • Yeni Bir Anlayış: Pythagoras, bir filozoftan çok, bir tarikat lideriydi. Notlarındaki (Resim 4) “Gizem dinleri” (Orpheus Kültü) vurgusu tam da buraya oturuyor. Bu gelenekler şunları savunuyordu:
    • Ruh Göçü (Resim 4): Beden bir hapishanedir, ruh ölümsüzdür ve sürekli başka bedenlere göç eder (reenkarnasyon).
  • Pythagoras’ın Devrimi: “Peki bu hapishaneden nasıl kurtuluruz?” Gizem dinleri “ritüel” derken, Pythagoras “bilgi” (felsefe) dedi.
  • Arkhe Sayıdır (Resim 4): Onlar için evrenin temeli madde değil, biçimdi, orandı. Ve evrendeki bu oranı sağlayan şey Sayı idi.
    • Bunu müzikte keşfettiler: Bir telin uzunluğunu belli oranlarda (1/2, 2/3) bölmek, uyumlu sesler (oktav, beşli) veriyordu.
    • Eğer müzikteki uyum sayısal oranlara bağlıysa, belki de tüm evrenin (kozmos) uyumu da sayılara bağlıdır.
    • Notlarındaki (Resim 5) 10 sayısı (Tetraktys) onlar için kutsaldı, çünkü ilk dört sayının toplamıdır (1+2+3+4=10) ve evrenin mükemmel düzenini temsil eder.
  • İrrasyonel Sayılar Krizi (Resim 5): Bu mükemmel sayısal düzen, kendi içlerinde bir krizle sarsıldı. Bir karenin kenarı 1 ise, köşegeni $\sqrt{2}$’dir. Bu sayı, iki tamsayının oranı olarak (rasyonel) ifade edilemez. Bu irrasyonel sayı, evrenin akılla tam olarak kavranamayacağı fikrini doğurdu ve bu bilginin gizli tutulması gerektiği söylendi. Notlarındaki Meno diyaloğu referansı da (Resim 5), Platon’un bu “bilginin doğası” problemini nasıl devraldığını gösterir.

Ksenophanes: İlk Büyük Eleştirmen

Milet’liler doğayı, Pythagorasçılar matematiği incelerken; Ksenophanes sahneye çıktı ve bakışlarını Tanrı’ya ve bilginin sınırlarına çevirdi.

  • Homeros’a Eleştiri: Notlarında (Resim 5) altını çizdiğin “İnsanbiçimcilik” (Antropomorfizm) onun kilit kavramıdır. Dedi ki: “Homeros ve Hesiodos tanrılara ahlaksızca şeyler atfetti: zina, hırsızlık, yalan.”
  • Felsefî Tanrı Anlayışı: “Eğer öküzlerin tanrısı olsaydı, o tanrı öküz gibi görünürdü. İnsanlar da tanrıları kendilerine benzetiyor.” Oysa gerçek Tanrı, tektir, evrenle birdir, insan gibi düşünmez, “tümüyle görüştür, tümüyle biliştir, tümüyle duyuştur.” Bu, panteizme yakın felsefi bir teizmdir.
  • Bilgi Kuramı (Epistemoloji): Ksenophanes, notlarında da belirttiğin gibi (Resim 5), “hiçbir okula bağlı olmayan” eleştirel bir tavra sahipti. En sarsıcı fragmanı şudur (özetle): “Hiç kimse gerçeği tam olarak bilemez. Biri tesadüfen gerçeğin tamamını söylese bile, bunu bildiğini bilemez.”
  • Popper Bağlantısı: Notlarındaki (Resim 5) “Karl Popper -> yanlışlanabilirlik” notu işte bu yüzden dâhiyane bir bağlantı. 20. yüzyıl bilim felsefecisi Popper, bilimin “doğrulamakla” değil, “yanlışlamakla” ilerlediğini söyler. Bilgimizin her zaman varsayımsal olduğunu savunur. Bu fikrin 2500 yıl önceki ilk tohumunu atan kişi Ksenophanes’tir.

Herakleitos: Oluş, Ateş ve Logos

Şimdi, felsefenin en “anlaşılmaz” (Resim 6’daki notun) ama en derin filozofuna, “Ağlayan Filozof” Herakleitos’a geliyoruz.

  • Hayatı ve Kaynaklar: Notların (Resim 5 ve 6) Alfa ve İş Bankası yayınlarından (Cengiz Çakmak çevirisi) bahsediyor; bu, fragmanlara doğrudan ulaşmak için harika bir kaynak. Onun “anlaşılmaz” ve “yalnız” olması, felsefesinin derinliğinden ve aristokratik (Demokrat değil, Resim 6) üslubundan gelir.
  • Varlık Kuramı (Ontoloji):
    1. Arkhe, Ateştir: Neden ateş? Çünkü ateş, değişimin ta kendisidir. Bir odunu yakar, onu duman ve küle dönüştürür. Sürekli hareket halindedir ama bir yandan da hep “ateş” olarak kalır.
    2. Oluş Vardır (Panta Rhei): Meşhur sözü: “Aynı nehre iki kez giremezsin” (Resim 7). Neden? Çünkü ikinci kez girdiğinde, hem sen (hücrelerin, düşüncelerin) hem de nehir (sular) değişmiştir. Notlarındaki (Resim 7) “Kratylos -> Her şey akar” vurgusu önemlidir. Kratylos, bu fikri o kadar ileri götürmüştür ki, “Aynı nehre bir kez bile giremezsin” demiştir (çünkü sen ‘girdim’ diyene kadar her şey çoktan değişmiştir).
    3. Zıtların Savaşı ve Birliği: Evrendeki bu sürekli değişimi (oluşu) sağlayan şey nedir? “Savaş (Polemos) her şeyin babasıdır.” Bu, zıtların (sıcak-soğuk, gece-gündüz, yaşam-ölüm) bitmeyen savaşıdır. AMA… bu savaş kaos değildir. Bu savaşın kendisi bir uyumdur. Notlarındaki (Resim 7) “P, ~P” (P ve P-olmayan) şeması bunu gösterir. Zıtlar birbirini gerektirir. Hastalık olmadan sağlığın, savaş olmadan barışın anlamı olmaz.
  • Logos: Değişimin Değişmez Yasası: Peki bu savaş/oluş rastgele mi? Hayır. Her şeyin tabi olduğu evrensel bir yasa, bir akıl vardır: Logos. Çoğu insan (notlarındaki gibi “eşekler”) bu Logos’u duymaz, anlamaz. Filozofun görevi, bu değişimin ardındaki değişmez yasayı (Logos’u) anlamaktır.
  • Problem: Notların (Resim 6), Herakleitos’u anlamadaki “metin-içi sorunlara” (fragmanların sırası, çok anlamlılık) dikkat çekiyor. Bu da onun neden “karanlık” filozof olarak anıldığını açıklar.

Parmenides: Oluş İmkansızdır!

Herakleitos “Her şey değişir” derken, İtalya (Elea) ekolünden Parmenides çıktı ve felsefe tarihinin en radikal tezini öne sürdü: “Değişim ve oluş, imkânsızdır.”

  • Varlık Kuramı (Ontoloji): O, felsefesini doğa gözlemlerine değil, saf mantığa dayandırdı.
  • Temel Aksiyom: “Varlık vardır, varolmayan (yokluk) var değildir.”
  • Mantıksal Sonuçlar: Bu basit cümleden yola çıkarak tüm evreni türetti:
    1. Eğer “varlık” varsa, “oluş” (değişim) yoktur. Neden? Çünkü “oluş”, bir şeyin “olmadığı” bir halden “olduğu” bir hale geçmesidir. (Örn: Soğuk -> Sıcak). Bu, “var olmayanın” var olmasını gerektirir. Ama aksiyomumuz ne diyordu? “Varolmayan var değildir.”
    2. O halde Varlık (Varolan):
      • Bir’dir: (Çokluk olamaz, çünkü “iki” şey olması için aralarında “yokluk” olması gerekir. Yokluk yoktur.)
      • Ezeli-Ebedidir: (Başlangıcı olamaz, çünkü “yokluk”tan gelemez. Sonu olamaz, “yokluğa” gidemez.)
      • Bölünemez, Değişemez, Hareketsizdir. (Tüm bu eylemler “yokluk” varsayımı gerektirir.)
      • Boşluk Yoktur.
  • Sonuç: Gördüğümüz bu “değişen, çoklu” evren (ağaçlar, nehirler, insanlar) bir yanılsamadır. Gerçek Varlık, akılla kavranan, değişmez, tek bir küredir. Parmenides, görünen dünya ile akledilen dünya arasındaki ilk büyük ayrımı yapmıştır.

Elea’lı Zenon: Aşil Kaplumbağayı Neden Geçemez?

Parmenides’in “hareket yoktur” tezi, sağduyuya o kadar aykırıydı ki, herkes onunla alay etti. Öğrencisi Zenon’un görevi, hocasını savunmaktı.

  • Yöntemi: Reductio ad absurdum (Saçmaya indirgeme). Zenon dedi ki: “Siz hocama gülüyorsunuz ama asıl ‘hareket vardır’ ve ‘çokluk vardır’ demek mantıksal bir çelişkidir.”
  • Paradoksları:
    • Akhilleus ve Kaplumbağa: Hızlı Aşil, yavaş kaplumbağaya avans versin. Aşil, kaplumbağanın başladığı yere (A) geldiğinde, kaplumbağa az da olsa ilerlemiş (B) olacaktır. Aşil B’ye geldiğinde, kaplumbağa C’ye gitmiş olacaktır. Bu sonsuza kadar devam eder. Mantıksal olarak Aşil, kaplumbağayı hiçbir zaman geçemez.
    • Duran Ok: Atılan bir ok, hareketinin her “an”ında belirli bir “yerde”dir. Belirli bir yerde olan şey duruyordur. O halde ok, aslında her an durmaktadır. Hareket, duran “an”ların toplamıysa, hareket yoktur.

Zenon, bu paradoksların “gerçekte” böyle olduğunu iddia etmiyordu. Sadece, çokluk ve hareket kavramlarının akılla düşünüldüğünde ne kadar çelişkili olduğunu göstererek, Parmenides’in “akla güven, duyulara güvenme” tezini güçlendirmeye çalışıyordu.

Bu noktada, felsefe artık “evrenin ana maddesi nedir?” sorusundan, “varlık nedir?”, “bilgi nedir?” ve “hareket mümkün müdür?” gibi çok daha soyut ve derin sorulara evrilmişti. Sınavına çalışırken bu dönüşümü aklında tutarsan, tüm parçalar yerine oturacaktır. Başarılar!

Harika bir istek. Bu iki filozof, felsefe tarihinin en kritik “kavşak”larından birinde dururlar. Derse katılmamış olman sorun değil, çünkü bu ikilinin hikayesi, bir önceki derste gördüğümüz Parmenides’in yarattığı büyük krize doğrudan bir cevaptır.

O halde metnimizi, tam da o kriz anından devam ettirelim…

Kavşak Noktası: Felsefe Çıkmaz Sokakta mı?

Bir önceki bölümde, Parmenides ve öğrencisi Zenon’un felsefeyi nasıl bir duvara dayadığını gördük.

Kriz Şuydu: Parmenides, saf mantığı kullanarak “Yokluk (Varolmayan) yoktur” dedi. Buradan yola çıkarak, “oluş”un, “değişim”in ve “çokluk”un imkânsız olduğunu, çünkü hepsinin “yokluk” kavramını gerektirdiğini (bir şeyin “yoktan” var olamayacağını) kanıtladı.

Sonuç: Gördüğümüz, değişen, çoklu bu evren (Herakleitos’un nehri) bir yanılsamadır. Gerçek Varlık, tektir, ebedidir, değişmez ve bir küre gibidir.

Bu, felsefe için korkunç bir sorundu. Sağduyu, bize dünyanın değiştiğini söylüyordu. Ama Parmenides’in mantığı kaya gibi sağlamdı.

Şimdi sahneye, felsefeyi bu çıkmazdan kurtarmaya çalışacak iki “uzlaştırıcı” dev giriyor: Empedokles ve Anaksagoras.

Onların ortak görevi şuydu: Parmenides’in “Varlık yok olmaz” kuralını çiğnemeden, Herakleitos’un “Evren değişir” gözlemini nasıl kurtarırız?

İşte bu iki dâhi doktorun, felsefeye yazdığı reçeteler.

Empedokles: Dört Element ve Kozmik Aşk-Nefret

Empedokles, Sicilya’dan gelen gösterişli, şair, doktor ve iddialara göre sihirbaz bir filozoftu. Çözümü, dâhiyane olduğu kadar şiirseldi.

Varlık Kuramı: Parmenides’e Saygı Duruşu

Ahmet Arslan’ın kitabındaki ilk başlık (265) her şeyi özetler: “Parmenides’in Varlıkla İlgili İddiaları Tamamen Yerindedir.”

Empedokles oyuna şöyle başlar: “Parmenides, sonuna kadar haklısın. Varlık, ‘yoktan’ var olamaz ve ‘var’ olan bir şey ‘yoka’ gidemez. Boşluk da yoktur (266).”

Peki, bu kuralı kabul ediyorsan, değişimi nasıl açıklayacaksın?

Empedokles’in Çözümü (267): Parmenides’in tek bir hatası vardı. “Varlık”ın TEK olduğunu sandı. Hayır! “Tek Değil, Birden Çok Varlık Vardır.”

Bunlar, evrenin ebedi ve değişmez olan “kök”leridir (rizomata). Sayıları dörttür: Ateş, Hava, Su ve Toprak.

Parmenides’in Varlık için saydığı her şey (ebedi olmak, bölünemez olmak, değişmez olmak) bu dört elementin her biri için geçerlidir. Ateş her zaman ateştir; asla “yoktan” var olmamış ve asla “yoka” gitmeyecektir. Aynı şey su, toprak ve hava için de geçerlidir.

Oluşun Kurtarılması (268)

“Peki,” diye sorarsın, “eğer bu dört element değişmiyorsa, benim gördüğüm ‘ağaç’ veya ‘insan’ nasıl oluşuyor?”

Empedokles’in cevabı şudur: “Oluş ve Yokoluş, Dört Unsurun Birleşme ve Ayrılmalarından İbarettir.”

Bu, felsefe tarihinin en önemli anlarından biridir.

  • Oluş (Doğum) nedir? Bu dört ebedi unsurun belli oranlarda “birleşmesi” (karışması).
  • Yokoluş (Ölüm) nedir? Bu dört ebedi unsurun “ayrılması”.

Bir ağaç “yoktan” var olmaz. O, sadece ebedi olan toprağın, suyun, havanın ve ateşin (güneş) belli bir oranda bir araya gelmesidir. O ağaç kuruyup öldüğünde ise “yoka” gitmez. Sadece onu oluşturan elementler ayrışır; su buharlaşır, toprak toprağa döner.

Modern bir analoji: LEGO. Parmenides, “LEGO tuğlaları yoktan var edilemez ve yok edilemez” dedi. Empedokles dedi ki: “Doğru! Ama bu tuğlalardan (elementlerden) birleşme yoluyla bir ‘kale’ (oluş) yapabilir ve onu ayrıştırma yoluyla ‘yok edebiliriz’. Kalenin kendisi geçicidir, ama tuğlalar ebedidir.”

Böylece felsefe kurtulmuştu: Hem Parmenides’in mantığı (ebedi varlık) hem de sağduyu (değişim) aynı anda doğru olabilirdi!

Kozmik Motor: Neden Birleşiyorlar? (271)

Peki, bu dört element (LEGO tuğlaları) neden durdukları yerde durmuyorlar da birleşip ayrılıyorlar? Onları hareket ettiren nedir?

Empedokles buraya iki kozmik kuvvet ekler:

  1. Sevgi (Philia): Çeken, birleştiren, uyum yaratan kuvvet. O, elementleri bir araya getirerek “şeyleri” (ağaçlar, insanlar, hayvanlar) yaratır.
  2. Nefret (Neikos): İten, ayıran, çözen kuvvet. O, birleşmiş şeyleri parçalar ve onları kök elementlerine geri döndürür.

Kitabın vurguladığı gibi (273), bunlar soyut, tinsel şeyler değil; Sevgi ve Nefret de en az Toprak ve Ateş kadar maddi ilkelerdir. Evren, bu iki kuvvetin ebedi savaşı altındadır. Bazen Sevgi kazanır ve her şey bir (Küre) olur, bazen Nefret kazanır ve her şey ayrışır. Bizim dünyamız, ikisinin mücadelesinin ortasında bir yerdedir.

Bilgi ve Biyoloji: “Benzer Benzeri Bilir” (274, 279, 281)

  • Biyoloji (279): Çok ilginç bir ilkel evrim teorisi vardır. “Sevgi”nin ilk denemelerinde, evrende başıboş “gözler”, “kollar”, “kafalar” dolaşıyordu. Sevgi bunları rastgele birleştirdi. Çoğu “canavarca” (örn: insan başlı öküz) ve işlevsiz olduğu için yok oldu. Sadece uyumlu olanlar (bizim gibi) hayatta kaldı.
  • Bilgi (281): “Nasıl biliriz?” Sorusuna cevabı şudur: “Benzer benzeri bilir” (274). Gözümüzde “ateş” olduğu için dışarıdaki “ateşi” (ışığı) görürüz. İçimizde “su” olduğu için dışarıdaki “suyu” anlarız. Bilgi, dışarıdaki elementlerin, içimizdeki elementlerle rezonansa girmesidir.

Anaksagoras: Sonsuz Tohum ve Her Şeyi Bilen “Nous”

Empedokles’in çözümü (karışma/ayrışma) felsefe dünyasını rahatlatmıştı. Atina’ya felsefeyi getiren ilk İyonyalı filozof olan Anaksagoras (Perikles’in yakın arkadaşı) bu çözümü aldı ve daha da keskinleştirdi.

Varlık Kuramı: “Dört Element Yeterli Değil” (290)

Anaksagoras, Empedokles’e döner ve der ki: “Değişimin ‘karışma/ayrışma’ olduğu konusunda (290) temelde haklısın. Ama büyük bir problemin var.”

“Problem nedir?”

“Varlıkların köklerinin sayısı dört değil, sonsuzdur (290).”

Anaksagoras’ın sorduğu kritik soru şudur: “Eğer evrende sadece Ateş, Su, Hava ve Toprak varsa, ben ekmek yediğimde o nasıl benim saçıma, kanıma ve kemiklerime dönüşüyor?”

  • “Ekmek”in içinde (Empedokles’e göre) sadece toprak, su, hava, ateş var.
  • “Saç”ın içinde ne var? “Saç” var.
  • Eğer “ekmek”te “saç” yoksa, o zaman “saç” yoktan var oluyor demektir. Bu da Parmenides’in “Varlık yoktan var olmaz!” kuralını çiğnemek olur!

Anaksagoras’ın Çözümü (291): Evren, 4 elementten değil, “tohum” (Spermata) adını verdiği sonsuz sayıda temel nitelikten oluşur. “Saç-tohumu”, “Kemik-tohumu”, “Et-tohumu”, “Altın-tohumu”, “Mavi-tohumu”…”

Ve onun en meşhur ilkesi gelir: “Her şeyde her şeyden bir parça vardır.”

  • Senin “ekmek” dediğin şeyde, aslında evrendeki tüm tohumlar (saç, kemik, et, altın…) bulunur. Ama “ekmek”te baskın olan tohumlar “buğday”, “su” vb. tohumlarıdır. Diğerleri gizli (latent) halde bulunur.
  • Sen o ekmeği yediğinde, vücudun o karışımdan “saç tohumlarını” ayıklar ve saçına ekler; “et tohumlarını” ayıklar ve etine ekler.
  • Hiçbir şey yoktan var olmaz, sadece gizli halden baskın hale geçer.

Bu yüzden (295) gördüğümüz hiçbir şey “saf” değildir. Gördüğümüz “altın”, içinde çoğunlukla altın tohumu olandır, ama onda bile azıcık da olsa saç, kemik ve et tohumları vardır.

Kozmoloji: Hareket Ettirici Olarak “Nous” (2İ98)

Peki, Empedokles’in Sevgi ve Nefret’i vardı. Bu sonsuz tohumları kim hareket ettirdi?

Anaksagoras der ki (298): Başlangıçta tüm tohumlar bir “Kaos” içinde, hareketsiz bir bulamaç halinde duruyordu.

Sonra bir şey oldu. Dışarıdan bir kuvvet bu bulamaca dokundu ve ona muazzam bir hızla dönme hareketi (girdap) verdi. Bu dönme hareketi, ağır olanların merkeze (toprak, su) çökmesini, hafif olanların dışarı (hava, ateş) fırlamasını sağladı. Bizim evrenimiz böyle kuruldu.

Bu ilk hareketi başlatan, o “döndürücü” kuvvet nedir? NOUS (Akıl / Zihin).

Nous’un Özellikleri (300, 302):

  1. “Evrende Saf Halde Bulunan Tek Şeydir” (300): Hatırladın mı? “Her şeyde her şeyden bir parça vardır.” Nous hariç. Nous, “karışmamıştır”. O, evrendeki diğer her şeyden tamamen ayrı ve saftır.
  2. “Her Şeyin Bilgisine Sahiptir”: O, bu kaosu nasıl Kozmos’a (düzene) çevireceğini bilen akıldır.
  3. “Tinsel Bir Şey Değildir” (302): Bu çok kritik bir nokta (Ahmet Arslan’ın vurgusu). Bu, bizim anladığımız “Tanrı” gibi tinsel, bedensiz bir Ruh değildir. O, hala maddedir, ama en ince, en saf, en akıllı maddedir.

Nous’un görevi evreni “yaratmak” değildir (tohumlar hep vardı). Onun görevi, mevcut kaosa “ilk itişi” vermek, yani düzeni başlatmaktır. O, evrenin mimarı değil, motorudur.

**Bu notlar MSGSÜ’de Hakan Yücefer hocanın dersinde deftere yazdıklarım, ders kaynak kitapları ve ai kombinasyonu ile inşa edilmiştir.**

Categories: Büyüteç

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Çerez Politikası

Web sitemiz çerez kullanmaktadır. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz bundan memnun olduğunuzu varsayacağız.