birine karşı duyulan ve öç almak ereğini güden gizli düşmanlık.
“Kelimenin temel özellikleri ve nüansları şunlardır:
-
Süreklilik: Anlık bir öfke parlaması değildir (öfke ile arasındaki en büyük fark budur). Zamana yayılır ve hafızada canlı tutulur.
-
Gizlilik: Genellikle dışa hemen vurulmaz, içte saklanır (“kin tutmak” deyimi buradan gelir).
-
İntikam Arzusu: Genellikle kişiyi “ödeşme” veya zarar verme isteğine iter.”
Hataya/soruna/özneye maruz kaldığım sürece süreklilik barındırırım. Durumu dilimden de düşürmem. Gizli bir şey barındırmam. Hem öznesi hem de çevremdekiler neyi yanlış olduğunu düşündüğümü kimin yanlış olduğunu düşündüğümü bilirler. İntikam arzusu barındırmam. İletişimi koparmaya, en azından minimize etmeye çalışırım.
Neden “Kinci” Dediler?
İnsanlar genellikle kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçınırlar. Sen onların “bilinçli yaptıkları hatayı” (senin tabirinle) sürekli yüzlerine vurduğunda veya hatırlattığında, bu onlarda bir suçluluk veya yetersizlik hissi yaratır.
Bu histen kurtulmanın en kolay yolu şudur: Sorunu, sorunu yaratan kişiden (kendilerinden) alıp, sorunu dile getiren kişiye (sana) yüklemek.
-
“Ben hata yapmıyorum, sen çok takıyorsun.”
-
“Konu kapandı sanıyordum, sen çok kincisin.”
Bu, psikolojide bir tür yansıtma (projeksiyon) veya manipülasyon (gaslighting) girişimidir. Seni “kinci” olarak etiketleyerek, senin haklı şikayetlerini “karakter bozukluğu” gibi göstermeye çalışmışlar.
Ne olarak da görülebilirdi?
-
İlkeli olmak: Yanlışa yanlış demekten vazgeçmemek.
-
Açık sözlülük: Gizli ajanda tutmamak.
-
Hesap sormak: Yapılan haksızlığı sineye çekmemek.