Ormana gitmek, aslında hayatın içine dahil olmak demek. Kendimizi koruma güdüsüyle kimi zaman deneyimlerden sakınıyoruz. Benim gibi karakterler için bu çoğu zaman oluyor. “Ormana gitme,” diyen köyün sesi, toplumun hepimize fısıldadığı güvende kalma çağrısı gibi fakat güvenlik ile canlılık arasındaki çizgi epey ince. Clarissa Estes’in aşağıdaki hikâyesinde ormana giden genç kadın, “bilinçli sakınımlılık”ın özünü hatırlatıyor: Kör bir cesaretle her deneyime atılmak değil, ama hayatın risklerini görmezden gelmeden, onlardan kaçınarak da kendini yitirmemek. İnsan kendi yaşadıklarını seçerek, deneyimlerini bilinçli bir şekilde tüketerek kendiliğini inşa eder. Bu, “her şeye evet” diyen bir deneyimcilikten farklıdır. Çünkü ayırt etmeksizin yaşanan her şey, ruhu da, zihni de, hissetme becerisini de boşaltır; incelikle seçilen deneyimler ise duyguları kaliteye kavuşturur.
Bilinçli sakınımlılık, duyguları bastırmak yerine onları işitmenin bir biçimi. Korkuyu, arzuyu, öfkeyi — her birini — ölçülü dozlarda tatmak, yaşamın ruhsal metabolizmasını dengeler. Fazlası ruhu yorar, eksikliği ruhu çürütür. Bu nedenle kurt kirpiğinin sembolü, aslında bir görme sanatıdır: neyi içeri alacağını, neyden sakınacağını seçebilme yeteneği. Bu seçim, bireyin kendi hayatına sahip çıkmasının ve kendi anlam evini kurmasının başlangıcı.
Beynin kimyası da aynı hikâyeyi anlatır. Dopamin, yalnızca hazla ilgili değildir; aynı zamanda merakın, öğrenmenin, yönelimin kimyasal izidir. Her yeni deneyim, dopamini yükseltir; fakat sürekli, ayırt etmeksizin deneyim aramak bu sistemi tüketir. Beyin, aşırı uyaranda duyarsızlaşır; ruh gibi, dopamin de doygunluğa ulaştığında boşluğa düşer. İşte burada bilinçli sakınımlılık, biyolojinin müttefiki olur: kendimizi anlamlı deneyimlere yönlendirmek, öğrenme ve tatmin döngüsünü sürdürülebilir kılar.
Kendi kendini eğitmenin yolu, yalnızca bilgiyle değil, beynin kimyasal dengesi ile de ilgili. Bir kitabı dikkatle okumak, bir dostla derin bir sohbet etmek, ormanda yürürken yalnızca kuşların sesini duymak — bunlar dopamini hızlıca tüketmez, yavaşça inşa eder. Böylece beyin, kısa vadeli hazlarla değil, uzun vadeli anlamlarla beslenir. Bilinçli sakınımlılık, işte bu nedenle kişisel gelişim yolculuğunun kimyasal teminatı. Hem ruhu hem sinapsları koruyan bir disiplin.
Köyün sesine kulak asıp ormana hiç gitmemek, hayatın başlamaması demek ama ormana gözü kapalı dalmak da kendini kaybetmek. Gerçek özgürlük, kurdun kirpiğiyle bakabilmek: neye evet, neye hayır diyeceğini bilecek kadar bilge, hayatını yönetecek kadar dengeli, kendi ruhuna sahip çıkacak kadar cesur olmak.
Hikayeyle bitirelim:
Eğer ormana gitmezsen, hiçbir şey olmaz ve hayatın asla başlamaz.
“Ormana gitme, ormana gitme,” dediler.
“Neden? Bu gece neden ormana gitmemeliyim ki?” diye sordu.
“Orada insanlar gibi seni yiyen büyük bir kurt yaşıyor. Ormana gitme, gitme sakın. Ciddiyiz.”
Doğal olarak, o yine de gitti. Yine de ormana gitti ve elbette, tıpkı söyledikleri gibi, kurtla karşılaştı.
“Bak işte, söylemiştik,” diye böbürlendiler.
“Bu benim hayatım, bir masal değil, ahmaklar,” dedi. “Ormana gitmeliyim, kurdu bulmalıyım, yoksa hayatım asla başlamaz.”
Ama karşılaştığı kurt bir tuzağa yakalanmıştı; bacağı o tuzağın içindeydi.
“Yardım et bana, oh yardım et! Aieeeee, aieeee, aieeee!” diye inledi kurt. “Yardım et bana, oh yardım et!” diye yalvardı, “ve seni adilce ödüllendireceğim.” Çünkü bu tür masallarda kurtların yolu yordamı böyledir.
“Bana zarar vermeyeceğini nereden bileceğim?” diye sordu — çünkü soru sormak onun işiydi. “Ya beni öldürür, kemiklerimi oraya buraya serersen?”
“Yanlış soru,” dedi kurt. “Bana güvenmen gerekecek sadece.” Ve kurt yeniden inlemeye ve ulumaya başladı. “Oh, aieee! Aieeee! Aieeee! Sadece tek bir soru sorulmaya değer güzel kız, woooooooooor aieeeee th’ sooooooool?”
“Oh sen kurt, bir risk alacağım. Peki, işte!” Ve kapanı açtı, kurt pençesini çıkardı ve o da pençesini otlar ve çimenlerle sardı.
“Ah, teşekkür ederim nazik kız, teşekkür ederim,” diye iç geçirdi kurt. Kız da yanlış türden çok fazla masal okumuştu, bu yüzden “Haydi şimdi beni öldür de bitsin bu iş,” diye haykırdı.
Ama hayır, böyle olmadı. Onun yerine, kurt pençesini onun koluna koydu. “Ben başka bir zaman ve mekândan gelen bir kurdum,” dedi. Gözünden bir kirpiği koparıp ona verdi: “Bunu kullan, ve bilge ol. Artık, kimin iyi, kimin o kadar da iyi olmadığını anlayacaksın; sadece benim gözlerimle bakman yeterli. Beni yaşattığın için, sana eşi benzeri olmayan bir hayat diliyorum. Unutma, sadece tek bir soru sormaya değerdir güzel kız: woooooooooor aieeeee th’ soooooooool?”
Ve böylece kız köyüne geri döndü, hâlâ hayatta olduğu için mutluydu. Bu kez biri, “Burada kal ve benim gelinim ol,” ya da “Sana söylediğimi yap,” ya da “Ben ne dersem onu söyle, geldiğin günkü gibi tertemiz kal,” dediğinde, o kurt kirpiğini kaldırdı ve içinden bakarak, onların niyetlerini daha önce hiç görmediği bir biçimde gördü. Kasap eti tartarken, kirpiğin ardından baktı ve onun başparmağını da tartıya koyduğunu fark etti. “Ben sana çok uygunum,” diyen talibine baktı ve onun aslında hiçbir şekilde kendisine uygun olmadığını gördü. Bu sayede ve başka pek çok şekilde, her şeyden değilse de, birçok talihsizlikten kurtuldu.
Ama daha önemlisi, bu yeni görme biçimiyle yalnızca sinsileri ve zalimleri değil, yüreği büyümüş olanları da görmeye başladı; her kişiye baktı ve onları kurt kirpiğinin armağanıyla yeniden tarttı. Gerçekten nazik olanları gördü ve onlara yaklaştı, hayatının yoldaşını buldu ve tüm ömrünü onunla geçirdi, cesurları ayırt etti ve onlara yaklaştı, sadıkları sezdi ve onlarla birleşti, öfkenin altındaki şaşkınlığı gördü ve onu teselli etmeye koştu, utangaç gözlerdeki sevgiyi gördü ve onlara el uzattı, dudaklarını sıkıca kapamış olanın içindeki acıyı gördü ve onunla gülmeyi öğrendi, sözü olmayan adamda bir ihtiyaç gördü ve onun için konuştu, “İnancım yok,” diyen kadının içinde derin bir inancı fark etti ve kendi inancından onunkinin kıvılcımını yeniden yaktı. Kurdun kirpiğiyle her şeyi gördü: Gerçeği ve yalanı, hayata karşı döneni ve hayata doğru yöneleni. Yalnızca akılla değil, yüreğin yüreği tarttığı gözlerle görülen her şeyi.
İşte bu şekilde öğrendi ki, denildiği gibi, kurt en bilge olandı. Eğer dikkatle dinlersen, kurdun ulumasında her zaman en önemli soruyu sorduğunu duyarsın — sıradaki yemek nerede, sıradaki dövüş nerede, sıradaki dans nerede değil — ama asıl görülmesi ve ardı sezilmesi gerekeni anlamak için en önemli soruyu:
Ruh nerede?
Ruh nerede?
Ormana git. Git ormana.
Eğer ormana gitmezsen, hiçbir şey olmaz ve hayatın asla başlamaz.
Ormana git, ormana git. Git ormana, git. Ormana git. Git.
Clarissa Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar